Aile Şirketlerinde Kuşak Devri ve Kurumsallaşma: Nesiller Boyu Sürdürülebilirlik Rehberi

Aile Şirketlerinde Kuşak Devri ve Kurumsallaşma: Nesiller Boyu Sürdürülebilirlik Rehberi

Aile Şirketlerinde Kuşak Devri ve Kurumsallaşma: Nesiller Boyu Sürdürülebilirlik Rehberi

Paylaş:

Aile İşletmelerinde Kuşak Devri Neden Bu Kadar Kritik?

Bir aile şirketi kurmak başlı başına büyük bir başarıdır. Ama o şirketi nesiller boyunca yaşatmak, bambaşka bir beceri seti gerektirir. 

Dünya genelinde aile işletmelerinin yalnızca çok küçük bir kısmı 2. ve 3. nesillere ulaşabilmektedir.

Bu rakamların arkasında çoğunlukla tek bir ortak neden yatar: kuşak devrinin yeterince hazırlanmadan, geç ve sancılı biçimde gerçekleşmesi.

Kuşak devri yalnızca bir “yönetici değişikliği” değildir. Yıllarca biriken kurumsal hafızanın, deneyimin, pazar bilgisinin ve aile dinamiklerinin bir sonraki nesle aktarılıp aktarılamayacağının gerçek sınavıdır. 

Bu sınavı geçmek için önce neyin tehlikede olduğunu net görmek gerekir.

İşin Devamlılığı, Aile Barışı ve Rekabet Gücü: Üç Temel Risk

Kuşak devri sürecinde aynı anda üç kritik alan tehdit altına girer:

İşin devamlılığı: Son dakikaya bırakılan bir devir, yeni nesli hazırlıksız ve desteksiz bırakır. Piyasanın acımasız rekabet koşullarında bu, işletme için ciddi bir varoluş krizidir.

Aile barışı: Para, mülk ve şirket yönetimi üzerine konuşulmayan meseleler, yüzeyin altında birikerek er ya da geç aile ilişkilerini dinamitler. Şirket ayakta kalsa bile aile çoğu zaman bu süreçten yara alır.

Rekabet gücü: Kuşak devrini iyi yönetemeyen aile şirketleri, hem iç hem dış rekabette zayıflar. Çünkü strateji yerine iç çatışmalar gündemin merkezine oturur.

Kurumsal Hafıza: Eski Neslin En Değerli Mirası

Yeni nesil, çoğunlukla iyi eğitimli, dijital araçlara hâkim ve yenilikçi fikirlerle doludur. Bu güçlü bir avantajdır. Ancak zaman zaman eski neslin kaygılarını, temkinli tutumunu ve geçmişten gelen reflekslerini gereksiz bir yük olarak algılayabilir.

Oysa bu kaygıların ve korkuların büyük çoğunluğunun arkasında somut deneyimler yatar. O kriz dönemleri, o kayıplar, o zor müzakereler. Kurumsal hafıza dediğimiz şey tam da budur: yaşanmış hatalardan damıtılmış, bedelini ödeyerek edinilmiş bilgi.

Kurumsal Hafızayı Kaybetmemek İçin Ne Yapmalı?

Kurumsal hafızanın aktarımı ne bir yaptırımla ne de hesap sormayla gerçekleşir. Bunun doğal bir akışla, karşılıklı güven ortamında yapılması gerekir. Bunun için birkaç temel adım kritik önem taşır:

Eski ve yeni neslin düzenli olarak birlikte çalıştığı yapılandırılmış mentorluk süreçleri kurulmalıdır. Şirketin geçirdiği krizler, alınan stratejik kararlar ve bu kararların nedenleri yazılı hale getirilmelidir. Yeni neslin yalnızca “ne yapılacağını” değil, “neden böyle yapıldığını” anlaması sağlanmalıdır.

Aile Şirketlerinde Kurumsallaşmanın Temel Taşı: Hizalanma

Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın en kritik ama en sık atlanan adımı, aile üyelerinin aynı düzlemde buluştuğu bir hizalanma sürecidir. Pek çok aile işletmesi, ortak vizyon ve değerler üzerine hiç dürüstçe konuşmadan süreci ilerlemeye çalışır. Bu boşluk, zamanla büyük çatışmalara dönüşür.

Pandora’nın Kutusu: Hizalanma Çalıştaylarında Ortaya Çıkanlar

Yedi kardeşin ortak kurduğu, dışarıdan başarılı görünen bir aile şirketini ele alalım. Kardeşler iyi eğitimli, şirket büyümüş, her şey yolunda görünmektedir. Ancak ilk kapsamlı hizalanma çalıştayında yıllarca konuşulmamış meseleler gün yüzüne çıkar: farklı vizyonlar, hissedilen haksızlıklar, birikmis kırgınlıklar.

Bu tür bir çalıştay kısa vadede süreci yavaşlatabilir. Ama asıl tehlike, o gerilimlerin görünmez kalmaya devam etmesidir. Çünkü görünmeyen çatışmalar, en kritik anda ve en yıkıcı biçimde kendini gösterir.

Hizalanma Sürecinde Sorulması Gereken Temel Sorular

Bir aile şirketinde sağlıklı bir hizalanma için şu sorular masa üzerine yatırılmalıdır: Şirket önümüzdeki 10 yılda ne kazanmak istiyor? Bu hedeflere ulaşmak için hangi yetkinliklere ihtiyaç var? Aile üyelerinden her biri bu süreçte hangi rolü üstlenecek? Şirkette aile üyesi olmayan çalışanların yeri ve güvencesi ne olacak?

Bu sorular yalnızca aile üyelerinin değil, tüm şirketin geleceğini şekillendirir.

Bazen En Cesur Karar: Durumu Olduğu Gibi Görmek

Kuşak devri sürecinde her aile işletmesi için ideal senaryo, şirketin sağlıklı biçimde bir sonraki nesle taşınmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda birikmiş çatışmalar, farklılaşmış vizyonlar ve onarılmış görünse de derinlerde süregelen kırgınlıklar, bu aktarımı gerçek anlamda sürdürülebilir kılmaz.

Böyle bir durumda en cesur ve en sağlıklı karar; şirketin hâlâ değer yaratırken, aile ilişkileri henüz telafi edilemez noktaya gelmeden, herkesin payını alarak yollarını ayırması olabilir. Bu bir başarısızlık değildir. Bilakis nesiller boyu biriken değeri koruma altına almanın en sorumlu yoludur.

Aile Şirketlerinde Sürdürülebilirlik İçin Pratik Yol Haritası

Aile şirketlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği için devir sürecini bütünleşik bir yaklaşımla ele almak gerekir. Bu yaklaşımın dört temel bileşeni vardır.

1. Erken Başlamak

Kuşak devri, emeklilik eşiğinde aceleyle yapılan bir işlem değil, uzun soluklu ve planlı bir süreçtir. Yeni neslin şirketi sadece sonuçlardan değil, süreçlerden de öğrenmesi için zamana ihtiyacı vardır.

2. Rolleri Netleştirmek

Kim neye karar verir? Hangi kararlar aile kurulunda, hangileri yönetim kurulunda alınır? Bu sınırlar belirsiz kaldıkça çatışmalar kaçınılmazdır. Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın belkemiği, karar alma mekanizmalarının netliğidir.

3. Dışarıdan Destek Almak

Aile içi dinamikler, en rasyonel insanları bile duygusal kararlar almaya itebilir. Bağımsız bir danışman ya da arabulucu, hem süreci yapılandırmaya hem de aile üyelerinin birbirini dinleyebileceği güvenli bir zemin oluşturmaya katkı sağlar.

4. Çalışanları Sürece Dahil Etmek

Kuşak devri yalnızca aile üyelerinin hikayesi değildir. Şirkette yıllarca emek veren çalışanlar da bu süreçten doğrudan etkilenir. Onları belirsizlikte bırakmak, en değerli insan kaynağını kaybetme riskini beraberinde getirir.

Sonuç: Kalıcı Olan, İyi Aktarılandır

Aile işletmelerinde gerçek başarı; bir neslin şirketi kurması değil, o şirketi bir sonraki nesle hem iş hem de insan olarak daha güçlü biçimde teslim edebilmesidir. Kurumsal hafıza korunduğunda, hizalanma sağlandığında ve roller netleştirildiğinde, kuşak devri bir yük olmaktan çıkar; şirketin en büyük büyüme fırsatına dönüşür.

Soru şu değil: “Devir yapacak mıyız?” Asıl soru: “Bu devri nasıl yapacağız ki hem işimiz hem ailemiz bundan güçlenerek çıksın?”


Her ay Aile İşletmelerine özel webinarlar düzenliyoruz, burada kurucu veya gelecek nesillerden üyeler ile bir araya geliyor, aile işletmelerinde sürdürülebilir ve uygulanabilir bir sistem kurmanın adımlarını konuşuyoruz.

Bu ay siz de yerinizi ayırtın, aile işletmeniz için bir dönüşüm adımı atın.

Kayıt için buraya tıklayın.

Benzer Yazılar

Paylaş:

Aile Şirketlerinde Kuşak Devri ve Kurumsallaşma: Nesiller Boyu Sürdürülebilirlik Rehberi

Aile İşletmelerinde Kuşak Devri Neden Bu Kadar Kritik?

Bir aile şirketi kurmak başlı başına büyük bir başarıdır. Ama o şirketi nesiller boyunca yaşatmak, bambaşka bir beceri seti gerektirir. 

Dünya genelinde aile işletmelerinin yalnızca çok küçük bir kısmı 2. ve 3. nesillere ulaşabilmektedir.

Bu rakamların arkasında çoğunlukla tek bir ortak neden yatar: kuşak devrinin yeterince hazırlanmadan, geç ve sancılı biçimde gerçekleşmesi.

Kuşak devri yalnızca bir “yönetici değişikliği” değildir. Yıllarca biriken kurumsal hafızanın, deneyimin, pazar bilgisinin ve aile dinamiklerinin bir sonraki nesle aktarılıp aktarılamayacağının gerçek sınavıdır. 

Bu sınavı geçmek için önce neyin tehlikede olduğunu net görmek gerekir.

İşin Devamlılığı, Aile Barışı ve Rekabet Gücü: Üç Temel Risk

Kuşak devri sürecinde aynı anda üç kritik alan tehdit altına girer:

İşin devamlılığı: Son dakikaya bırakılan bir devir, yeni nesli hazırlıksız ve desteksiz bırakır. Piyasanın acımasız rekabet koşullarında bu, işletme için ciddi bir varoluş krizidir.

Aile barışı: Para, mülk ve şirket yönetimi üzerine konuşulmayan meseleler, yüzeyin altında birikerek er ya da geç aile ilişkilerini dinamitler. Şirket ayakta kalsa bile aile çoğu zaman bu süreçten yara alır.

Rekabet gücü: Kuşak devrini iyi yönetemeyen aile şirketleri, hem iç hem dış rekabette zayıflar. Çünkü strateji yerine iç çatışmalar gündemin merkezine oturur.

Kurumsal Hafıza: Eski Neslin En Değerli Mirası

Yeni nesil, çoğunlukla iyi eğitimli, dijital araçlara hâkim ve yenilikçi fikirlerle doludur. Bu güçlü bir avantajdır. Ancak zaman zaman eski neslin kaygılarını, temkinli tutumunu ve geçmişten gelen reflekslerini gereksiz bir yük olarak algılayabilir.

Oysa bu kaygıların ve korkuların büyük çoğunluğunun arkasında somut deneyimler yatar. O kriz dönemleri, o kayıplar, o zor müzakereler. Kurumsal hafıza dediğimiz şey tam da budur: yaşanmış hatalardan damıtılmış, bedelini ödeyerek edinilmiş bilgi.

Kurumsal Hafızayı Kaybetmemek İçin Ne Yapmalı?

Kurumsal hafızanın aktarımı ne bir yaptırımla ne de hesap sormayla gerçekleşir. Bunun doğal bir akışla, karşılıklı güven ortamında yapılması gerekir. Bunun için birkaç temel adım kritik önem taşır:

Eski ve yeni neslin düzenli olarak birlikte çalıştığı yapılandırılmış mentorluk süreçleri kurulmalıdır. Şirketin geçirdiği krizler, alınan stratejik kararlar ve bu kararların nedenleri yazılı hale getirilmelidir. Yeni neslin yalnızca “ne yapılacağını” değil, “neden böyle yapıldığını” anlaması sağlanmalıdır.

Aile Şirketlerinde Kurumsallaşmanın Temel Taşı: Hizalanma

Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın en kritik ama en sık atlanan adımı, aile üyelerinin aynı düzlemde buluştuğu bir hizalanma sürecidir. Pek çok aile işletmesi, ortak vizyon ve değerler üzerine hiç dürüstçe konuşmadan süreci ilerlemeye çalışır. Bu boşluk, zamanla büyük çatışmalara dönüşür.

Pandora’nın Kutusu: Hizalanma Çalıştaylarında Ortaya Çıkanlar

Yedi kardeşin ortak kurduğu, dışarıdan başarılı görünen bir aile şirketini ele alalım. Kardeşler iyi eğitimli, şirket büyümüş, her şey yolunda görünmektedir. Ancak ilk kapsamlı hizalanma çalıştayında yıllarca konuşulmamış meseleler gün yüzüne çıkar: farklı vizyonlar, hissedilen haksızlıklar, birikmis kırgınlıklar.

Bu tür bir çalıştay kısa vadede süreci yavaşlatabilir. Ama asıl tehlike, o gerilimlerin görünmez kalmaya devam etmesidir. Çünkü görünmeyen çatışmalar, en kritik anda ve en yıkıcı biçimde kendini gösterir.

Hizalanma Sürecinde Sorulması Gereken Temel Sorular

Bir aile şirketinde sağlıklı bir hizalanma için şu sorular masa üzerine yatırılmalıdır: Şirket önümüzdeki 10 yılda ne kazanmak istiyor? Bu hedeflere ulaşmak için hangi yetkinliklere ihtiyaç var? Aile üyelerinden her biri bu süreçte hangi rolü üstlenecek? Şirkette aile üyesi olmayan çalışanların yeri ve güvencesi ne olacak?

Bu sorular yalnızca aile üyelerinin değil, tüm şirketin geleceğini şekillendirir.

Bazen En Cesur Karar: Durumu Olduğu Gibi Görmek

Kuşak devri sürecinde her aile işletmesi için ideal senaryo, şirketin sağlıklı biçimde bir sonraki nesle taşınmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda birikmiş çatışmalar, farklılaşmış vizyonlar ve onarılmış görünse de derinlerde süregelen kırgınlıklar, bu aktarımı gerçek anlamda sürdürülebilir kılmaz.

Böyle bir durumda en cesur ve en sağlıklı karar; şirketin hâlâ değer yaratırken, aile ilişkileri henüz telafi edilemez noktaya gelmeden, herkesin payını alarak yollarını ayırması olabilir. Bu bir başarısızlık değildir. Bilakis nesiller boyu biriken değeri koruma altına almanın en sorumlu yoludur.

Aile Şirketlerinde Sürdürülebilirlik İçin Pratik Yol Haritası

Aile şirketlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği için devir sürecini bütünleşik bir yaklaşımla ele almak gerekir. Bu yaklaşımın dört temel bileşeni vardır.

1. Erken Başlamak

Kuşak devri, emeklilik eşiğinde aceleyle yapılan bir işlem değil, uzun soluklu ve planlı bir süreçtir. Yeni neslin şirketi sadece sonuçlardan değil, süreçlerden de öğrenmesi için zamana ihtiyacı vardır.

2. Rolleri Netleştirmek

Kim neye karar verir? Hangi kararlar aile kurulunda, hangileri yönetim kurulunda alınır? Bu sınırlar belirsiz kaldıkça çatışmalar kaçınılmazdır. Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın belkemiği, karar alma mekanizmalarının netliğidir.

3. Dışarıdan Destek Almak

Aile içi dinamikler, en rasyonel insanları bile duygusal kararlar almaya itebilir. Bağımsız bir danışman ya da arabulucu, hem süreci yapılandırmaya hem de aile üyelerinin birbirini dinleyebileceği güvenli bir zemin oluşturmaya katkı sağlar.

4. Çalışanları Sürece Dahil Etmek

Kuşak devri yalnızca aile üyelerinin hikayesi değildir. Şirkette yıllarca emek veren çalışanlar da bu süreçten doğrudan etkilenir. Onları belirsizlikte bırakmak, en değerli insan kaynağını kaybetme riskini beraberinde getirir.

Sonuç: Kalıcı Olan, İyi Aktarılandır

Aile işletmelerinde gerçek başarı; bir neslin şirketi kurması değil, o şirketi bir sonraki nesle hem iş hem de insan olarak daha güçlü biçimde teslim edebilmesidir. Kurumsal hafıza korunduğunda, hizalanma sağlandığında ve roller netleştirildiğinde, kuşak devri bir yük olmaktan çıkar; şirketin en büyük büyüme fırsatına dönüşür.

Soru şu değil: “Devir yapacak mıyız?” Asıl soru: “Bu devri nasıl yapacağız ki hem işimiz hem ailemiz bundan güçlenerek çıksın?”


Her ay Aile İşletmelerine özel webinarlar düzenliyoruz, burada kurucu veya gelecek nesillerden üyeler ile bir araya geliyor, aile işletmelerinde sürdürülebilir ve uygulanabilir bir sistem kurmanın adımlarını konuşuyoruz.

Bu ay siz de yerinizi ayırtın, aile işletmeniz için bir dönüşüm adımı atın.

Kayıt için buraya tıklayın.

Benzer Yazılar

Aile Şirketlerinde Kuşak Devri ve Kurumsallaşma: Nesiller Boyu Sürdürülebilirlik Rehberi

Aile İşletmelerinde Kuşak Devri Neden Bu Kadar Kritik?

Bir aile şirketi kurmak başlı başına büyük bir başarıdır. Ama o şirketi nesiller boyunca yaşatmak, bambaşka bir beceri seti gerektirir. 

Dünya genelinde aile işletmelerinin yalnızca çok küçük bir kısmı 2. ve 3. nesillere ulaşabilmektedir.

Bu rakamların arkasında çoğunlukla tek bir ortak neden yatar: kuşak devrinin yeterince hazırlanmadan, geç ve sancılı biçimde gerçekleşmesi.

Kuşak devri yalnızca bir “yönetici değişikliği” değildir. Yıllarca biriken kurumsal hafızanın, deneyimin, pazar bilgisinin ve aile dinamiklerinin bir sonraki nesle aktarılıp aktarılamayacağının gerçek sınavıdır. 

Bu sınavı geçmek için önce neyin tehlikede olduğunu net görmek gerekir.

İşin Devamlılığı, Aile Barışı ve Rekabet Gücü: Üç Temel Risk

Kuşak devri sürecinde aynı anda üç kritik alan tehdit altına girer:

İşin devamlılığı: Son dakikaya bırakılan bir devir, yeni nesli hazırlıksız ve desteksiz bırakır. Piyasanın acımasız rekabet koşullarında bu, işletme için ciddi bir varoluş krizidir.

Aile barışı: Para, mülk ve şirket yönetimi üzerine konuşulmayan meseleler, yüzeyin altında birikerek er ya da geç aile ilişkilerini dinamitler. Şirket ayakta kalsa bile aile çoğu zaman bu süreçten yara alır.

Rekabet gücü: Kuşak devrini iyi yönetemeyen aile şirketleri, hem iç hem dış rekabette zayıflar. Çünkü strateji yerine iç çatışmalar gündemin merkezine oturur.

Kurumsal Hafıza: Eski Neslin En Değerli Mirası

Yeni nesil, çoğunlukla iyi eğitimli, dijital araçlara hâkim ve yenilikçi fikirlerle doludur. Bu güçlü bir avantajdır. Ancak zaman zaman eski neslin kaygılarını, temkinli tutumunu ve geçmişten gelen reflekslerini gereksiz bir yük olarak algılayabilir.

Oysa bu kaygıların ve korkuların büyük çoğunluğunun arkasında somut deneyimler yatar. O kriz dönemleri, o kayıplar, o zor müzakereler. Kurumsal hafıza dediğimiz şey tam da budur: yaşanmış hatalardan damıtılmış, bedelini ödeyerek edinilmiş bilgi.

Kurumsal Hafızayı Kaybetmemek İçin Ne Yapmalı?

Kurumsal hafızanın aktarımı ne bir yaptırımla ne de hesap sormayla gerçekleşir. Bunun doğal bir akışla, karşılıklı güven ortamında yapılması gerekir. Bunun için birkaç temel adım kritik önem taşır:

Eski ve yeni neslin düzenli olarak birlikte çalıştığı yapılandırılmış mentorluk süreçleri kurulmalıdır. Şirketin geçirdiği krizler, alınan stratejik kararlar ve bu kararların nedenleri yazılı hale getirilmelidir. Yeni neslin yalnızca “ne yapılacağını” değil, “neden böyle yapıldığını” anlaması sağlanmalıdır.

Aile Şirketlerinde Kurumsallaşmanın Temel Taşı: Hizalanma

Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın en kritik ama en sık atlanan adımı, aile üyelerinin aynı düzlemde buluştuğu bir hizalanma sürecidir. Pek çok aile işletmesi, ortak vizyon ve değerler üzerine hiç dürüstçe konuşmadan süreci ilerlemeye çalışır. Bu boşluk, zamanla büyük çatışmalara dönüşür.

Pandora’nın Kutusu: Hizalanma Çalıştaylarında Ortaya Çıkanlar

Yedi kardeşin ortak kurduğu, dışarıdan başarılı görünen bir aile şirketini ele alalım. Kardeşler iyi eğitimli, şirket büyümüş, her şey yolunda görünmektedir. Ancak ilk kapsamlı hizalanma çalıştayında yıllarca konuşulmamış meseleler gün yüzüne çıkar: farklı vizyonlar, hissedilen haksızlıklar, birikmis kırgınlıklar.

Bu tür bir çalıştay kısa vadede süreci yavaşlatabilir. Ama asıl tehlike, o gerilimlerin görünmez kalmaya devam etmesidir. Çünkü görünmeyen çatışmalar, en kritik anda ve en yıkıcı biçimde kendini gösterir.

Hizalanma Sürecinde Sorulması Gereken Temel Sorular

Bir aile şirketinde sağlıklı bir hizalanma için şu sorular masa üzerine yatırılmalıdır: Şirket önümüzdeki 10 yılda ne kazanmak istiyor? Bu hedeflere ulaşmak için hangi yetkinliklere ihtiyaç var? Aile üyelerinden her biri bu süreçte hangi rolü üstlenecek? Şirkette aile üyesi olmayan çalışanların yeri ve güvencesi ne olacak?

Bu sorular yalnızca aile üyelerinin değil, tüm şirketin geleceğini şekillendirir.

Bazen En Cesur Karar: Durumu Olduğu Gibi Görmek

Kuşak devri sürecinde her aile işletmesi için ideal senaryo, şirketin sağlıklı biçimde bir sonraki nesle taşınmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda birikmiş çatışmalar, farklılaşmış vizyonlar ve onarılmış görünse de derinlerde süregelen kırgınlıklar, bu aktarımı gerçek anlamda sürdürülebilir kılmaz.

Böyle bir durumda en cesur ve en sağlıklı karar; şirketin hâlâ değer yaratırken, aile ilişkileri henüz telafi edilemez noktaya gelmeden, herkesin payını alarak yollarını ayırması olabilir. Bu bir başarısızlık değildir. Bilakis nesiller boyu biriken değeri koruma altına almanın en sorumlu yoludur.

Aile Şirketlerinde Sürdürülebilirlik İçin Pratik Yol Haritası

Aile şirketlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği için devir sürecini bütünleşik bir yaklaşımla ele almak gerekir. Bu yaklaşımın dört temel bileşeni vardır.

1. Erken Başlamak

Kuşak devri, emeklilik eşiğinde aceleyle yapılan bir işlem değil, uzun soluklu ve planlı bir süreçtir. Yeni neslin şirketi sadece sonuçlardan değil, süreçlerden de öğrenmesi için zamana ihtiyacı vardır.

2. Rolleri Netleştirmek

Kim neye karar verir? Hangi kararlar aile kurulunda, hangileri yönetim kurulunda alınır? Bu sınırlar belirsiz kaldıkça çatışmalar kaçınılmazdır. Aile şirketlerinde kurumsallaşmanın belkemiği, karar alma mekanizmalarının netliğidir.

3. Dışarıdan Destek Almak

Aile içi dinamikler, en rasyonel insanları bile duygusal kararlar almaya itebilir. Bağımsız bir danışman ya da arabulucu, hem süreci yapılandırmaya hem de aile üyelerinin birbirini dinleyebileceği güvenli bir zemin oluşturmaya katkı sağlar.

4. Çalışanları Sürece Dahil Etmek

Kuşak devri yalnızca aile üyelerinin hikayesi değildir. Şirkette yıllarca emek veren çalışanlar da bu süreçten doğrudan etkilenir. Onları belirsizlikte bırakmak, en değerli insan kaynağını kaybetme riskini beraberinde getirir.

Sonuç: Kalıcı Olan, İyi Aktarılandır

Aile işletmelerinde gerçek başarı; bir neslin şirketi kurması değil, o şirketi bir sonraki nesle hem iş hem de insan olarak daha güçlü biçimde teslim edebilmesidir. Kurumsal hafıza korunduğunda, hizalanma sağlandığında ve roller netleştirildiğinde, kuşak devri bir yük olmaktan çıkar; şirketin en büyük büyüme fırsatına dönüşür.

Soru şu değil: “Devir yapacak mıyız?” Asıl soru: “Bu devri nasıl yapacağız ki hem işimiz hem ailemiz bundan güçlenerek çıksın?”


Her ay Aile İşletmelerine özel webinarlar düzenliyoruz, burada kurucu veya gelecek nesillerden üyeler ile bir araya geliyor, aile işletmelerinde sürdürülebilir ve uygulanabilir bir sistem kurmanın adımlarını konuşuyoruz.

Bu ay siz de yerinizi ayırtın, aile işletmeniz için bir dönüşüm adımı atın.

Kayıt için buraya tıklayın.

Paylaş:

Benzer Yazılar