Aile işletmelerinde kararlar çoğu zaman bir cümleyle başlar: “Biz bu işi yıllardır yapıyoruz, hissederiz.”
Ve gerçekten hissederler.
- Pazarı koklarlar.
- Müşteriyi tanırlar.
- Tedarikçinin niyetini bakışından okurlar.
- Sezgi… aile şirketlerinin en güçlü kasıdır.
Ama büyüme başladığında, aynı kas bir süre sonra yetmemeye başlar.
Çünkü hissetmek, 20 kişilik ekipte işe yarar. 200 kişide ise kör noktaya dönüşür.
İşte tam burada bir kırılma olur:
Kurucu hâlâ “bence” der.
Yeni nesil “veri ne diyor?” diye sorar.
Ve sessiz bir gerilim başlar. Bu gerilim aslında kuşak farkı değil. Kültür farkı. Aile işletmelerinde en büyük risk: Görmeden yönetmek
Birçok aile şirketinde şunu görüyorum:
-
- Ciro var ama kâr bilinmiyor.
- Çok çalışılıyor ama hangi ürün kazandırıyor net değil.
- Herkes meşgul ama kim gerçekten değer üretiyor belirsiz.
- Toplantılar var ama sayılar yok
Sonra şu cümle geliyor: “Bu kadar çalışıyoruz, para nereye gidiyor?”
Bu soru, aslında bir alarmdır. Çünkü çalışmak başka, ölçmek başka, yönetmek bambaşka bir şey.
Ölçmediğiniz hiçbir şeyi geliştiremezsiniz. Ve veri yoksa, yönetim yerini yoruma bırakır.
Yorum ise çoğu zaman aile içinde tartışmaya dönüşür. Veri aslında kontrol değil, huzurdur. Birçok kurucu veri ve raporlamayı “kurumsallaşma baskısı” gibi görür.
Sanki tablolar gelince işin ruhu kaçacakmış gibi.
Oysa gerçek tam tersi. Veri:kontrol değil, bürokrasi değil, güven eksikliği değil.
Veri netliktir.Netlik de huzurdur.
Çünkü:
- 👉 Ne kazandığını bilirsin
- 👉 Nereye para harcadığını bilirsin
- 👉 Kime yatırım yapacağını bilirsin
- 👉 Kimi geliştireceğini bilirsin
Ve en önemlisi: Kararlar kişisel değil, objektif olur. Bu da aile içindeki duygusal yükü azaltır.“
Senin yüzünden” yerini“rakamlar bunu söylüyor”a bırakır.
İlişkiler korunur. İş büyür.
Peki nereden başlamalı?
Birçok işletme veri kültürünü dev ERP projeleriyle başlatmaya çalışıyor. Sonra karmaşıklaşıyor ve bırakılıyor. Benim önerim daha basit: Önce sistem değil, alışkanlık kurun.
Çünkü veri kültürü teknolojiyle değil, rutinle oluşur.
Aile işletmelerinde işe yarayan en sade model şu: Aylık Rutin Raporlama Ritmi
Her ay, aynı gün, aynı saatte.
Sadece 60–90 dakikalık bir yönetim buluşması.
Ve sadece şu 5 soru:
- Bu ay ciro, kâr ve nakit akışı ne durumda?
- Hangi ürün/hizmet gerçekten para kazandırdı?Hangi giderler kontrolsüz büyüyor?
- Ekip performansında nerede tıkanıyoruz?
- Önümüzdeki ay tek odak ne?
Hepsi bu. Ne uzun sunumlar. Ne karmaşık grafikler. Sadece net sayılar. Ve net kararlar.
Düzenli yapıldığında şunu fark ediyorsunuz: Kaos azalıyor.
Tahminler azalıyor.
Tartışmalar azalıyor.
Strateji artıyor.
Asıl dönüşüm sayılarda değil, zihinde.
İlginç bir şey oluyor bu noktada.
- Kurucu artık şunu demeye başlıyor: “Bakalım veriler ne diyor?”
- Yeni nesil ise şunu hissediyor: “Bizi dinliyorlar.”
İşte gerçek kurumsallaşma bu. Excel dosyası değil. Zihniyet değişimi.
Aileden kopmadan,ruhu kaybetmeden,ama netlikle büyümek. Ben buna şunu diyorum: Sezgiyi veriye yaslamak.
Çünkü en güçlü şirketler,ne sadece hislene sadece sayıyla yönetiliyor.İkisini birleştirenler kazanıyor.
Kendinize şu soruyu sorun
Bugün işletmenizle ilgili: Kâr marjınızı anında söyleyebiliyor musunuz?
En kârlı müşteriniz kim biliyor musunuz?
Nakit akışınızı 3 ay sonrasına öngörebiliyor musunuz? Eğer cevap “tam net değil” ise…Sorun yetenek değil. Sorun sistem.
Ve güzel haber şu: Bu öğrenilebilir.
Her ay Aile İşletmelerine özel webinarlar düzenliyorum, burada kurucu veya gelecek nesillerden üyeler ile bir araya geliyor, aile işletmelerinde sürdürülebilir ve uygulanabilir bir sistem kurmanın adımlarını konuşuyoruz.
Bu ay siz de yerinizi ayırtın, aile işletmeniz için bir dönüşüm adımı atın.
Kayıt için buraya tıklayın.













